<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8072407760248777738</id><updated>2011-09-14T09:31:55.686-07:00</updated><title type='text'>Hipertansiyon Belirtileri</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Sağlık Hastalık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17871081761873670541</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>6</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8072407760248777738.post-6972394036907072915</id><published>2010-12-18T02:56:00.000-08:00</published><updated>2010-12-18T02:56:14.802-08:00</updated><title type='text'>Kalp hastalıkları genetik miras mı?</title><content type='html'>&lt;h2 class="spot"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Kalp damar hastalıkları konusunda ''kötü bir aile  geçmişine'' sahip olanlar, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürerek  kendilerini risklerden uzak tutabiliyor. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_1RaWffHFRL4/TQyTRMKEBhI/AAAAAAAAAD4/1-8Vq94VL2Y/s1600/572751_detay.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_1RaWffHFRL4/TQyTRMKEBhI/AAAAAAAAAD4/1-8Vq94VL2Y/s1600/572751_detay.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span id="news-detail-body"&gt;ABD'de yayımlanan, ''kalp  hastalıklarında  genetik miras mı, yoksa yaşam alışkanlıkları mı daha  etkili'' sorusuna  yanıt arayan geniş çaplı iki araştırma, kalp damar  hastalıklarından  korunmada, yaşam biçiminin, genetik mirastan çok daha  etkili olduğunu  ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Kalp Birliği'nin 2010  Bilimsel  Araştırmalar Oturumu'nda sunulan ve internette yayımlanan iki   araştırmaya göre, orta yaşlarda kendini hissettiren kalp damar   hastalıkları, ''genlerimizin bize hediyesi'' olmaktan çok,   çocukluğumuzdan orta yaşa kadar geçen döneme kadar nasıl yaşadığımıza   bağlı olarak kendini gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmalar, ilk gençlik   günlerinden başlayarak sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimseyenlerin,   ailelerinde kalp hastalıkları bulunsa bile, orta yaşlarda kalp damar   hastalıklarına ilişkin sorun yaşama olasılıklarının, ailelerinde kalp   hastalığı geçmişi olmayan, ancak ''5 altın kuralı'' uygulamayanlara   oranla düşük olduğunu ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Northwestern Üniversite   Hastanesi'nde 20 yıllık verilerin değerlendirilmesiyle hazırlanan   araştırmaları yürüten ekipten Dr. Donald Jones, hazırladığı   değerlendirme raporunda, ''Bu çalışmalar, insanlara, sağlıklarının   kontrolünün kendi ellerinde olduğunu vurgulamak açısından büyük önem   taşıyor'' ifadelerine yer verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Birçok Sağlıklı Genç,   Ortayaşlarda Neden Kalp Sorunları Yaşıyor?'' ve ''Gençlerde Kalp   Hastalıkları Risk Gelişimi'' başlıklı araştırmalarda, aile geçmişi olan   ve olmayan gençlerin, sağlıklı yaşam alışkanlıkları olan ve olmayan iki   grupta incelendiği bilgisini veren Dr. Jones, ''genlerden çok,  farkında  olarak ya da olmayarak bireylerin sağlıksız yaşamalarının''  kalp  hastalıklarının gelişimini en çok tetikleyen faktör olduğunu   saptadıklarını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18-30 yaş grubundan 2 bin 336 kişinin   sağlık gelişimlerinin 20 yıl boyunca izlendiği araştırmanın, genç   yaşlarda sağlıklı yaşam alışkanlıkları geliştirmenin önemini bir kez   daha vurguladığını ifade eden Jones, bireylerin orta yaşa normal   tansiyon, düşük kolesterol, normal kiloyla girmelerinin, uzun ve   sağlıklı bir orta yaş ve yaşlılık için vazgeçilmez koşul olduğunu   belirtiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha kaliteli bir yaşamın sırrının genlerden çok   kişinin yaptıklarına ya da yapmadıklarına bağlı olduğuna dikkati çeken   araştırmada, altın kurallara uyanların daha uzun, daha sağlıklı, daha   hareketli yaşarken, daha az sağlık harcaması yaptıkları belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki araştırmanın ortak sonucuna göre, araştırmacıların bireylere tavsiye ettikleri beş altın kural ise şu şekilde sıralanıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içmemek, alkol kullanmamak ya da az tüketmek, kilo kontrolü, fiziksel hareketlilik ve sağlıklı beslenme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8072407760248777738-6972394036907072915?l=hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/feeds/6972394036907072915/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/2010/12/kalp-hastalklar-genetik-miras-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default/6972394036907072915'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default/6972394036907072915'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/2010/12/kalp-hastalklar-genetik-miras-m.html' title='Kalp hastalıkları genetik miras mı?'/><author><name>Sağlık Hastalık</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17871081761873670541</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_1RaWffHFRL4/TQyTRMKEBhI/AAAAAAAAAD4/1-8Vq94VL2Y/s72-c/572751_detay.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8072407760248777738.post-4477282786048767302</id><published>2010-08-06T07:24:00.000-07:00</published><updated>2010-08-06T07:24:38.887-07:00</updated><title type='text'>Hipertansiyonun belirtileri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi de, yüksek tansiyonun, hastayı ilk rahatsız eden ve bir doktora gitmesine yol açan belirtilerin­den söz edelim. Biliyoruz ki, henüz aşırı boyutlara ulaşmamış bir yüksek tansiyonun belirtisi yoktur. İşte bu nedenle, doktorlar hastalarının kendilerine geliş sebebi ne olursa olsun tansiyonlarını da mutlaka öl­çerler. Zira bu ölçüm, başka hastalıkların tedavisi için alınacak önlemler açısından da önem taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyonun görülebilecek belirtileri içinde en önemlisi, sabahları yataktan kalkarken başın ar­kasından enseye doğru uzanan ancak kısa bir süre sonra geçen baş ağrılarıdır. Böyle bir ağrının başka nedenleri de olabilir. Ama hemen her gün bu tür bir ağrıyla uyanıyorsanız ve ağrının şiddeti giderek artı­yorsa, doktorunuza hemen gitmeniz için önemli bir sebebiniz var demektir. Ama şunu da unutmayın: Pek çok baş ağrısının nedeni, telaş ve üzüntüdür. Tansi­yonunuz son derece normal olduğu halde, kendinizi tansiyon hastası olarak görmeye başlarsanız, başı­nız mutlaka ağrıyacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada, “migren” dediğimiz başağrısı türünden de kısaca söz etmekte yarar var. Yüksek tansiyon, migrenin nedenleri arasında değildir. Ancak ikisin­de de koşullar aynı olduğundan, bazı kişilerde hem migren, hem de yüksek tansiyon bulunabilir. Eğer hastada yüksek tansiyon olduğu halde teşhis edile­memişse, ya da tedavisi gerektiği gibi yapılmıyorsa migren ağrıları da daha sık ve daha şiddetli görülür. Baş dönmesi, yüksek tansiyonun az rastlanan belirtilerinden bindir. Sebebi belirlenemeyen halsizlik­ler, tatilde ve işten uzak ortamlarda bile duyulan yorgunluk hisleri ise çok daha sık rastlanan tansiyon belirtileridir. Eğer hastanın tansiyonu oldukça aşırı bir düzeye yükselmişse, görme bozuklukları meyda­na gelebilir. Gelişmiş tedavi yöntemleri nedeniyle, hasta ihmalci davranıp doktora gitmemezlik etmedi­ği takdirde körlük söz konusu değildir. Ancak, eğer tedavi geciktirilir ya da gerektiği gibi yapılmazsa o zaman tehlike büyür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyonun birçok belirtisi, muhtelif organ­larımız üzerindeki aşırı basınçtan kaynaklanır. Kalbin aşırı bir biçimde çalışmak zorunda kalması, kalp yet­mezliğine ve soluk alamamaya neden olabilir. Bu du­rum ilk zamanlarda, kısa bir yürüyüşten sonra fazla yorulmak şeklinde kendini gösterir. Eğer tedavi ih­mal edilirse gelişir ve sonuçta soluk alamamaya ka­dar gider. Bazen, gece üstüste gelen nefessizlik nöbetleri görülebilir. Kalbi besleyen atardamarların atheromasında, bu damarlar büyük ölçüde daralır. Yüksek tansiyon hastaları için sözkonusu tehlike da­ha da büyüktür. Kanla yeterince beslenemeyen kalp, birde hipertansiyonun etkisiyle aşırı çalışmak zorun­da kalınca, tıp dilinde “angına pectoris” dediğimiz, şiddetli göğüs ağrıları ortaya çıkar. Göğüs kafesinin ortasında hissedilen bu ağrı, soluksuz kalma gibi, ön­celeri, hafif yorgunluklardan sonra kendini gösterir. Zamanla en ufak bir hareket sonucu ortaya çıkar ve hasta, ağrısı geçinceye kadar yerinden kımıldayamaz. Eğer bir kalp atardamarı tamamen tıkanmışsa, “Thrombosis” dediğimiz durum ortaya çıkar. O za­man, ağrı dinlenme anında bile hissedilir ve “angına pectoris”e oranla çok daha şiddetlidir. Kalp atarda­marlarından birinin bu şekilde tıkanması, halk arasında “kalp krizi” diye adlandırılan rahatsızlığa yol açar. Böbrek hastalıklarının kimi zaman yüksek tansi­yona neden olduğunu daha önce belirtmiştik. Bunun tersi de doğrudur ve çok uzun süreli yüksek tansi­yon dönemi sonunda, böbrekler etkilenir. Hasta, ön­celeri her gece bir kez, sonraları çok daha sık uyanarak tuvalete gitme gereksinimi duyar. Çok ça­buk susar. Eğer, böbreklerdeki tahribat daha da şid­detlenirse, iştah ve enerjisini yitirir, sürekli halsizlik ve yorgunluk görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek tansiyonlu insanlar, kalp damarlarının tı­kanma tehlikesiyle karşı karşıya oldukları kadar, bey­in damarların tıkanması tehlikesinden de çe­kinirler. Ansızın ortaya çıkan bu tehlikenin ilk belir­tisi vücudun bir yanındaki kolun yada bacağın kımıldayamaması, bu arada kişinin konuşma yeteneğini de yitirmesidir. Beynin tıkanan damardan etkilenen yöresine bağlı olmak üzere, hasta bilincini de yitirip komaya girebilir. Böyle bir durumda hastanın kurtul­ma şansı, çok değişik faktörlere bağlıdır. Birçok has­ta, zamanla iyileşme gösterebilir. Tamamen iyile­şenlerin sayısı ise çok azdır. Hipertansiyon tedavi­sinin bilinçli bir şekilde yapılması, ikinci bir şok ola­sılığını azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek tansiyonun beyin üzerindeki en büyük tehlikesi ise apopleksi denilen beyin kanamasıdır. Hastanın beynine giden bir atardamar çatlar, kan do­kunun üzerine yayılarak beynin bir bölümünü tahrip eder. Hasta derhal komaya girer. Kurtulma şansı çok azdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek tansiyonla ilgili en büyük tehlikeleri böy­lece sıraladıktan sonra çok önemli bir noktaya dik­katlerinizi çekmek istiyoruz. Yukarıda belirttiğimiz son iki tehlike, çok ender görülen olaylardır. Asla unutmamak gerekir ki, hipertansiyon hastalarının çok büyük bir bölümünde, hastalık hemen hiç belirti gös­termeyecek biçimde seyreder ve hasta bu iki tehli­keden hayli uzaktadır. Ancak, tedavilerin mutlaka ve düzenli şekilde yapılması gerektiği, doktorun tüm önerilerini yerine getirmenin yararı da unutulma­malıdır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8072407760248777738-4477282786048767302?l=hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/feeds/4477282786048767302/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/2010/08/hipertansiyonun-belirtileri_06.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default/4477282786048767302'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default/4477282786048767302'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/2010/08/hipertansiyonun-belirtileri_06.html' title='Hipertansiyonun belirtileri'/><author><name>Eloxy</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8072407760248777738.post-5702365206282600765</id><published>2010-08-06T07:21:00.000-07:00</published><updated>2010-08-06T07:21:23.398-07:00</updated><title type='text'>Hipertansiyon, Hipertansiyon belirtileri tedavisi nedenleri sebepleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hipertansiyon (yüksek tansiyon), insan  sağlığını ciddi fakat sinsi bir biçimde tehdit eden bir durumdur. Yüksek  tansiyonun kendisi bir hastalık değil, vücutta gelişen bazı  hastalıkların yarattığı sonuçlardan biridir. Ancak yüksek tansiyon  geliştikten sonra kendisi de birçok hastalıkların başlıca nedenini  oluşturmaktadır. Hipertansiyona halk arasında büyük bir sıklıkla  rastlanmaktadır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde, halkın %  10-15′inde hipertansiyon  olduğu saptanmıştır. Bu oran son derece yüksek bir orandır.  Hipertansiyon kesinlikle yaşam süresini kısaltmaktadır. Tansiyonun  yüksekliğiyle yaşamın kısalması birbirine paralellik göstermektedir.  Tedavi görmeyen bir hipertansiyon hastasının, hipertansiyonun  yerleşmesinden sonra ümit edilen yaşam süresi 20 yıl kadardır. Ancak  gerek&amp;nbsp; Brtansiyonu gerekse bunu yaratan asıl „ atalığı tedavi edilen  kişiler, normal bir insanın yaşam süresine erişebilmektedirler.  Bilindiği gibi kalbin kasılması (yani sistol) sırasında saptanan kan  basıncı değerine “Sistolik tansiyon” denilmektedir. Sistolik tansiyon  halk arasında, “Büyük tansiyon” olarak bilinir. Kalbin diastol denilen  gevşeme döneminde saptanan kan basıncı değerine ise “Diastolik basınç”  denilmektedir. Diastolik basınç, halk arasında “Küçük tansiyon” olarak  bilinmektedir. Tansiyon değerleri mm./cıva cinsinden,, ölçülür. Ölçüm  sonucu bulunan değerlerden önce sistolojik olanı, sonra bir kesir  çizgisi çizilerek diastolik olanı, daha sonra ise mm./cıva olduğu  yazılır. Buna göre tansiyon değeri için 120/70 mm. /cıva yazıldığında,  sistolik tansiyonun 120 mm./cıva, diastolik tansiyonun ise 70 mm./cıva  olduğu anlaşılır. Erişkin bir insanın dinlenme anındaki kan basıncı,  yani tansiyon değerleri 150/90 mm/cıvanın üstünde ise bu insanda  tansiyon yüksekliğinin bulunduğu söylenir. Tansiyon yüksekliği, yalnız  sistolik tansiyonu ya da yalnız diastolik tansiyonu ya da her ikisini  içeriyor olabilir. Bunlar arasında en önemlisi diastolik tansiyonun  yüksek oluşudur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;...   &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eğer tansiyon yüksekliği 200/140 mm/cıva  düzeyine ve daha yukarısına erişmişse, bu duruma “Malin hipertansiyon”  denilmektedir. Hipertansiyon vakalarının yaklaşık % 90′mın nedeni  bilinmemektedir.Bu tip hipertansiyonlara-”Primer hipertansiyon” ya da  “Esansiyelhiper-. tansiyon” denilmektedir. Geri kalan % 10 hipertansiyon  vakasının ise nedeni bilinmektedir. Bu tip hipertansiyon vakalarına ise  “Sekonder hipertansiyon” denilmektedir. Hipertansiyonun belirtileri,  tamamen bu durumun damarlar ve organlarda neden olduğu bozukluklardan  kaynaklanmaktadır. Yüksek tansiyon özellikle damarları etkilemekte ve  bunlarda artcrioloskleroz ve atheroskleroza neden olmak-liidır.  Damarları bozulan organlar ise normal işlevlerini yerine  getirememektedirler. Bu ise hastalarda, yüksek tansiyonun hazırlayıcı  etken olarak rol oynadığı belirtilere yol açmaktadır. Hipertansiyonun en  sık ve ciddi olarak etkilediği organların başında, kalp, beyin ve  gözler gelmektedir. Bu organların etkilenmesiyle, hipertansiyonu  düşündürecek olan diğer belirtiler ortaya çıkmaktadır. Hipertansiyonun  hiçbir belirtisi yalnız kendisine özgü değildir. Hipertansiyonun  belirtilerini, etkilemiş olduğu organa göre ayrı ayrı ele almayı uygun  buluyoruz. (Tansiyon ile ilgili tamamlayıcı temel bilgileri, bu  bölümdeki “Tansiyon” adlı başlıkta bulabilirsiniz).&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kan basıncının 90/140 mm cıva basıncının  üzerine çıkmasıdır. Esansiyel hipertansiyon en sık görülen türdür;  şişman, içine kapanık ve büyük kentlerde yaşayanlarda sıktır. Böbrek,  sinir sistemi, kalp ve damar hastalıklarında, gebelikte ve hormon dengesizliklerinde hipertansiyon görülebilir. Hipertansiyon kalp ve damarları etkileyerek ölüme yol açar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;HİPERTANSİYON BELİRTİLERİ:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hipertansiyonun belirtileri, yüksek tansiyonun bozmuş olduğu damar ve organlardan kaynaklanmaktadır. Hipertansiyon özellikle kalbi, beyni, gözün retina  tabakasındaki damarları ve böbrekleri etkilemektedir. Yüksek tansiyonun  değişik belirtileri, bu organların bozulan işlevleri olarak karşımıza  çıkmaktadır. Ancak bu belirtilerin çıkmasıyla hipertansiyonun teşhis  edilmesi belli bir gecikmeyi de yansıtmaktadır. Beynin e İkilenme siyle  ortaya çıkan belirti ve özellikleri şöyle verebiliriz; Hastalar sabah  uyandıklarında özellikle kafanın arka (oksipital) tarafında bir baş ağrısı  duyarlar. Bu baş ağrısı günün ortalarına doğru hafifleyerek kaybolur.  Ancak oksipital bölgedeki “sabah baş ağrısı” kural değildir. Baş ağrısı  günün herhangi bir saatinde ve başın herhangi bir bölgesinde de ortaya  çıkabilir. Hastalar baş dönmesinden de yakınırlar. Bu belirti oldukça  sık görülür. Bir diğer belirti ise kulak çınlamasıdır. Beyin kanamaları, felçler, hafıza bozuklukları, kişilik değişiklikleri de yüksek tansiyonun beyin yoluyla kendini ortaya koyduğu belirtilerdendir. Yüksek tansiyon nedeni ile gözün retina tabakasındaki atardamarlarda daralmalar ve kanamalar  görülebilir. Ağır vakalarda “Papilla” ödemi gelişir. Gözdeki bu  değişiklikler görme bozuklukları ve hatta körlüğe bile neden olabilir. Tansiyonun yüksek oluşu kalbin iş yükünü çoğaltır. Kalp kası  artan bu iş yükünü karşılayabilmek amacıyla önceleri büyür (hipertrofi]  ancak büyümüş olan kalp, bir süre sonra kendisini bırakır ve genişler  (dilatasyon). Kalp artık eskisi kadar güçlü kasılamaz, böylece kalp yetmezliği  belirtileri ortaya çıkmaya başlar. Kalp kasının büyümesi, kalbin  oksijen gereksinimini artırır. Buna karşılık, kalbin koroner damarları  artmış olan bu gereksinime yanıt verebilecek duruma gelemezler. Hele  yüksek tansiyon nedeni ile koroner damarlarında athe-rosklerotik  değişikliklerde gelişmişse, bunun sonucu olarak koroner kan dolaşımı  ileri derecede bozulur ve kalpte iskemik belirtiler ortaya çıkar. Nefes  darlığı, angina pektoris, çarpıntı, öksürük  gibi belirtiler kalp yetmezliği ve iskeminin yerleşmiş olduğunu  gösteren belirtilerdir (kalp yetmezliği ve angina pektoris başlıklarına  bakınız].&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yüksek tansiyon nedeni ile böbrek damarlarında arteriolosklerotik değişiklikler geliştiğinde, böbrekler yeterince kanlanamazlar. Bunun sonucu olarak da bu organların işlevi olan kanın süzülmesi işlemi aksar. Bu durum tansiyon yükselmesine yol açar. Hastaların idrarlarında bir miktar protein ve alyuvarlara rastlanır. İlerlemiş vakalarda böbrek yetmezliğine ait belirtiler ortaya çıkar. Burun kanaması, fazla terleme, çok su  içme, çok idrara çıkma, halsizlik gibi belirtiler yüksek tansiyonu  yaratan nedene bağlı olarak ortaya çıkan diğer belirtilerdir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;HİPERTANSİYON GELECEĞİNİ OLUMSUZ ETKİLEYEN ETKENLER&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1) Erkek olmak&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2) Hipertansiyonun genç yaşta başlaması&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;3) Diastolik basıncın sürekli olarak 115 mm./cıvanın üstünde olması&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;4) Kalbin büyümüş olması&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;5) Kalp yetmezliğinin gelişmiş olması&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;6) Kalpte iskemik bozuklukların gelişmiş olması&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;7) Böbrek işlevlerinin bozulmuş olması 8} Beyin damarları ve beyin bozukluklarının gelişmiş olması&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;9)  Gözün retina tabakasında damarsal bozuklukların yerleşmiş olması&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;10) Göz papillasının ödemli olması (papilla ödemi)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;kanlanma eksikliğidir. Bir dokuya gelen  kanın yetersiz oluşu, o bölgede oksijen eksikliğine, besleyici  maddelerin eksilmesine ve hücrelerdeki metabolizma  artıklarının dokuda birikmesine neden olmaktadır. îskeminin neden  olduğu bu üç olay, sonuç olarak jskemik bölgedeki hücrelerin ve  dolayısıyla dokunun normal işlevlerini yerine getirmesine engel olmakta,  daha ağır ve uzun süren iskemilerde ise hücrelerin ölmesine neden  olmaktadır, iskemi  nedeni ile herhangi bir dokuda hücrelerin ölmesine, yani dokunun  nekroza uğramasına. “İnfarkt” denilmektedir. Kalpte gelişen infarktüse  ise “Miyokard infarktüsü” adı verilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İskemi,dokuya gelen kan miktarının  azalması sonucu gelişebileceği gibi, yeterli miktarda gelen kanın  özellikle oksijen yönünden yeterince zengin olmamasıyla da ortaya  çıkabilir. Dokuya gelen kanın miktarı ile kalitesinin yeterli olmasına  karşın, dokunun artmış olan oksijen ve kan gereksiniminin yeterince  karşılanamaması da iskemik bir tablonun doğmasına yol açabilir.  Görüldüğü gibi, iskemi olayı, bir yerde dokunun kan ve oksijen  gereksinimiyle dokuya gelmekte olan kanın miktarı ve özellikle oksijen  bakımından kalitesi arasındaki dengeye bağhdır. Diğer bir anlatımla  iskemi, dokularla kan arasında kurulmuş bir “istenim, sunum” (arz talep)  dengesidir. İskemik kalp hastalıkları, kalp kasnını oksijen gereksinimi  ile kalbin koroner damarlarının bu gereksinime yanıt vermesi arasındaki  olumsuz dengeden kaynaklanmaktadır. Bu olumsuz denge, çeşitli  nedenlerden kaynaklanabilmektedir. Bunların başında kalbin koroner  damarlarının atheroskleroza bağh olarak daralmaları gelmektedir. Daha az  sıklıkla rastlanan diğer iskemi nedenleri ise şunlardır: Koroner  damarlarının kan pıhtısıyla tıkanmaları, koroner damarların spazmı,  koroner damarların aortadaki deliklerinin daralması, koroner damarlardan  birinin ya da ikisinin, doğumsal bir anormallik olarak aorta yerine,  trunkus pulmonalisten doğması, kalp kasının büyüyerek kan ve oksijene  olan gereksiniminin artması, anemi (kansızlık) sonucu kanın yeterince  oksijen taşıyamaması, tansiyon düşük olması.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;HİPERTANSİYON YARATAN ETKENLER:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çeşitli hastalıklar  ve hastalık dışı bazı özel durumlar tansiyonun yükselmesine neden  olmaktadır. Bunlardan bazıları yalnız sistolik tansiyonun yükselmesine  neden olurken, bazıları da hem sistolik hem de diastolik tansiyonun  yükselmesine neden olmaktadır. Tabloda tansiyon yüksekliğine yol açan  etkenler kısaca belirtilmiştir. Bu etkenlerden bazıları bu bölüm içinde  incelenecektir. Bazıları ise ayrı başlıklar halinde ele almaç aktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yalnız sistolik tansiyonun yüksek oluşu,  damar ve organlar için ciddi tehlikeler yaratmaz. Primer  aldosteronizmde, salgılanmakta olan aldostero-nun etkisiyle hastanın  vücudunda tuz ve su birikirken, böbreklerden fazla miktarda potasyum  kaybedilir ve kanın potasyum miktarı düşer (hipokalemi). Primer  aldosteronizm konusu ansi-lopedinin “Hormonlar bilimi” bölümünde  anlatılmıştır. Feokromositomada salgılanmakta olan katekolaminler,  damarlar üzerine etki ederek tansiyon yükseldiğine neden olmaktadırlar.  Den ğum kontrol hapları da bazı kadınlarda hipertansiyona neden  olmaktadır. Bunun nedeni doğum kontrol haplarında bulunan östrojen  hormonunun ” Aniiotensinojen” denilen hormonun yapımını artırmasıdır.  Bilindiği gibi anjiotensüıojen, . böbreklerden salgılanan ve “Renin”  adını alan bir hormonun etkisiyle, “Anjiotensin” denilen maddeye  dönüşmektedir. Anjiotensin ise böbreküstü bezinden (sürrenal) aldosteron  salgılanmasına damarların büzülmesine ve katekolamin  denilen bazı sinir hormonlarının salgılanmasına neden olarak, tansiyonu  yükseltir. Doğum kontrol haplarına bağlı olarak hipertansiyon gelişen  kadınlarda bu hapların kullanımma hiç değilse 6 ay ara verilip,  hipertansiyonu yaratabilecek olan başka nedenlerin varolup olmadığı  araştırılmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;HEM SİSTOLİK HEM DİASTOLİK HİPERTANSİYON NEDENLERİ&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1) Primerhipertansiyon (Esansiyel hipertansiyon): bütün hipertansiyon vakalarının %90′nım oluşturmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2) Kronik pivelonef rit böbrek dokusunun ve böbrek helvisinin müzmin iltihabı)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;3)  ReDovasküler nedenler (böbrek atardamarlarının çeşitli nedenlere bağlı olarak daralmaları ya da tıkanmaları)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;4) Glomerülonefrit [böbrek glomerüllerinin iltihaplanması)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;5) Polikistik böbrek (böbreklerde kistlerin bulunması)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;6)  Feokromositoma (sürrenal medulladan kaynaklanan ve katekolaminler salgılayan bir tömür)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;7) Akromegali (büyüme hormonunun aşırı salgılanması}&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;8&amp;nbsp; ) Cushing sendromu (sürrenal korteksten kortizol hormonunun aşırı salgılanması)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;9)  Primer aldosteronizm (Conn sendromu): Sürrenal kor-tekste aldosteron salgılayan bir tümörün bulunması&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;10)  Aorta koarktasyonu (Aorta kavisinde doğumsal olarak darlık olması)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;11) Sinir sistemini ilgilendiren çeşitli hastalıklar&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;12) Eklampsi&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;13) Doğum kontrol hapları&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;ikincisi ise böbreğin esas dokusunu  (parenkim} ilgilendiren hastalıklardır. Böbrek damarlarındaki bozukluk  ve hastalıklardan kaynaklanan hipertansiyonlara "Renovasküler  hipertansiyonlar" denilmektedir. Böbreğin 'esas (parenkim) dokusundan  kaynaklananlara ise "Böbrek parenkim hipertansiyonları" denilmektedir.  Renovasküler hipertansiyon vakalarında, böbreğin atardamarlarından bir  ya da birkaçında gelişmiş olan atheroskleroz ya da böbrek damarları  komşu bir dokudan kaynaklanan bir tümörün baskısı sonucu daralabilir. Bu  gibi durumlarda, böbrek dokusuna yeterli basınçta ve yeterli miktarda  kan gidemez. Bu durumda böbreklerden "Renin" denilen hormon salgılanır.  Renin hormonu anjiotensinojen-anjiotensin -aldosteron zinciri üzerinden  hipertansiyona yol açar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Böbrek parenkim hipertansiyonları ise  çeşitli hastalıkların böbreklerin esas dokusunu bozmaları sonucu  gelişirler. Bu hastalıklara örnek olarak "Glomerülonefrif'leri,  "Piyelonefrifi, "Polikistik böbreği" gösterebiliriz. Böbreklerin esas  dokusunun bozulmasıyla, bu organların kanı süzme işlevlerinde  aksaklıklar gelişir. Bunların içinde hipertansiyon yönünden en önemli  olanların başında, vücuttaki fazla tuz ve suyun böbreklerden atılamayıp  vücutta ve kanda birikmesi gelir. Bu birikim ise tansiyonun yükselmesine  neden olmaktadır. Böbreklerin esas dokusunda bozukluk "Bradikinin" ve  "Prostag-landin" adlı iki maddenin azalmasına neden olmaktadır  .Sözüedilen bu iki maddenin böbrekler tarafından da üretildiği  düşünülmektedir. Böbrek esas dokusunun zedelenmesi sonucu bu maddelerin  azaldığı düşünülmektedir. Gerek bradikinin gerekse de prostaglandin  damarlar üzerine genişletici etkiye sahiptirler. Bu maddelerin  azalmasıyla damarların genişlemesinde de bir azalmanın gelişeceği ve  buna bağlı olarak da tansiyonun yükseldiği düşünülmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;HİPERTANSİYONUN TEDAVİ İLKELERİ:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yüksek tansiyon kesinlikle tedavi  edilmesi gereken bir durumdur. Tedaviye başlamadan önce, yüksek  tansiyonun hangi tipte olduğu ortaya konulmalıdır. Başlıca üç tedavi  yöntemi&lt;br /&gt;vardır. Bunlar "İlaç tedavisi", "Cerrahi tedavi" ve Alışkanlıkların  düzenlenmesi"dir. Yüksek tansiyonun tedavisinde kullanılmakta olan  çeşitli ilaçlar vardır. Bu ilaçlar değişik yollardan çleğişik etkiler  oluşturarak, tansiyonun ' düşmesine yardım etmektedirler. Bu ilaçların  etki yerleri ve etki biçimleriyle ilgili bilgiler, bu bölümün sonunda  yer alan "Kalp hastalıklarında kullanılan ilaçlar" adlı başlıkta  verilmektedir. Sekonder hipertansiyon vakalarının bazılarında ise daha  Önce belirttiğimiz çeşitli tümörler  ve böbrek damarları tıkanmaları sorumlu olmaktadır. Bu gibi tümörlerin  cerrahi olarak çıkartılmasıyla, hipertansiyon tedavi edilebilmektedir.  Böbrek damarları ileri derecede yaygın olarak bozulmuş vakalarda,  böbrekte artık iyileşemeyecek bozukluklar gelişeceğinden, etkilenmiş  olan o böbreğin çıkartılmasıyla hipertansiyon vakalarının tedavisi  mümkün olmaktadır. Böbreğin büyük bir damarı tıkandığında ve böbrek  dokusu da fazla bozulmadığında, damarın tıkanmış olan noktasının ön ve  arka bölgeleri arasında başka bir damar aracılığı ile bir köprü  kurularak, tıkanık bölge bir yan yol ile aşılmış olunur. Bu tip  ameliyatlara "Baypas" ameliyatları denilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hipertansiyonlu hastaların ilaç  kullanmalarına karşın, günlük tuz alımlarını azaltmaları, fazla  kilolarını da .atmaları gerekmektedir. Diğer yandan bu kişilerin  kesinlikle sigara alışkanlığından vaz geçmeleri gerekmektedir. Daha  sakin bir yaşamıyeğlemeleri ise kuşkusuz sağlıkları açısından önemlidir.  Düzenli olarak yapılan spor çalışmaları ise kesinlikle kan basıncının  düşmesine yardım etmektedir. Ancak kişinin seçeceği sporun gerek cinsi  gerekse de ağırlığı, kişinin kalbinin karşılayabileceği düzeyde olması  gerekmektedir. Yürüyüşler, hafif koşular, yüzme  ülkemizinkoşuilarmdakolayca gerçekleştirilebilecek olan spor  çalışmalarıdır. Yüksek tansiyon vakaları gerektiği gibi tedavi  edildiklerinde, normal yaşam süresini kısaltmamaktadır. Tedavi edilmeyen  vakalar ise en fazla 20 yıl içinde kaybedilmektedir. Bazı etkenler  yüksek tansiyonlu hastanın geleceğini olumsuz yönde etkilemektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;ESANSİYEL HİPERTANSİYON (PRİMER HİPERTANSİYON): &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hipertansiyon vakalarının % 90'ını  esansiyel hipertansiyon oluşturmaktadır. Günümüzün tıbbi olanakları, bu  vakaların altında yatan hazırlayıcı nedeni henüz ortaya koyabilmiş  değildir. Ancak ailesel eğilimin önemli bir etken olduğu bilinmektedir.  Kadınlar erkeklere oranla daha sık olarak primer hipertansiyona  yakalanmaktadırlar. Esansiyel hipertansiyon sıklıkla 25-55 yaşları  arasında başlamaktadır. İlk dönemlerde tansiyon yüksekliği tamamen  yerleşmiş değildir. Fakat daha sonraları olay tamamen yerleşir .ve  tansiyonun sürekli olarak yüksek olduğu saptanır. Primer hipertansiyon  ancak damar ve organların çalışmalarını bozduğu zaman belirtiler  oluşturmaya başlar. Bundan önce ise uzun süren bir sinsi dönem geçirir.  Bu sinsi dönemde teşhise varılması, genellikle rastlantılara bağlıdır.  Bu dönemde teşhis edilmiş olan primer hipertansiyon vakaları, kişinin  sağlığının geleceği açısından büyük Önem taşımaktadır. Primer  hipertansiyon teşhisine varılabilmesi için, sekonder hipertansiyonun  kesinlikle saf dışı edilmesi gerekmektedir. Yani yüksek tansiyona neden  olan hastalıklardan hiçbirinin o kişide bulunmadığı ortaya konulmalıdır.  Primer hipertansiyonun klinik belirtileri yüksek tansiyondan etkilenmiş  olan damar ve organların bozulmuş olan işlevlerinden kaynaklanmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;PORTAL HİPERTANSİYON: &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bilindiği gibi sindirim kanalından  emilen besin maddeleri, bu kanalın duvarında bulunan ince  toplardamar-lardaki kana karışmaktadır. Bu damarlar daha sonra  birbirleriyle birleşerek sonunda tek bir büyük toplardamara  açılmaktadırlar. "Vena porta" denilen bu damar, sindirim kanalında  emilen besin maddeleri yönünden zengin olan kanı karaciğere  taşımaktadır. Karaciğere gelmekte olan kanın % 75'ini vena porta  taşımaktadır. Geriye kalan u/o 25'lik bölüm ise karaciğer atardamarı İle  gelmektedir. Karaciğere geien her iki kan,karaciğer hücreleri  tarafından işlendikten sonra, "Vena hepatika" denilen toplardamar yoluyla vücudun en büyük iki toplardamarından biri olan "Vena kava inferior" denilen damara boşaltılmaktadır.&lt;br /&gt;Karaciğer dokusu içideki (herhangi bir nedene bağlı olarak) kan dolaşımı  dirençle karşılaşacak olursa, "Vena porta" adlı toplardamar içindeki  kan basıncı normalin üstüne çıkar. Bu basmç artışı ise vena porta  damarını besleyen en küçük toplardamar birimlerine kadar yansır. Eğer bu  damar birimlerine portal damar ağı ya da portal sistem diyecek olursak,  şöyle bir kavram konuya basitlik kazandırabilir. Karaciğer iqindeki  damarlarda kan akımına karşı bir direnç gelişecek olursa, bu  damarlardaki ve portal damardaki kan basıncı yükselir. Bu basmç  yükselmesi portal damar ağına da aynen yansır. Burada portal damar  içindeki kan basıncının normal olduğunu belirtelim. Karaciğerde siroz  geliştiğinde, dokunun içindeki nedbeleşme kan damarlarında normal kan  akışını bozar, zorlaştırır, diğer yandan hasar görmüş olan karaciğer  bölgelerinde de damarların sayısı da azalır. Her iki olay karaciğer  içindeki kan dolaşımının dirençle karşılaşmasına ve buna bağlı olarak da  portal damarda ve portal sistemde kan basıncı yükselmesine yol açar.  Eğer vena portadaki kan basıncı 25-30 cm/su basıncını aşacak olursa,  portal hipertansiyondan, yani portal damarda tansiyon (basınç)  yüksekliğinden söz edilir. Vena portaya dalaktan da damar gelmektedir.  Diğer yandan portal sistem, vücudun bazı bölgelerindeki diğer bazı  toplardamarlarla da bağlantı kurmaktadırlar. Bu bağlantılar özellikle  özofagusun son bölümünde, anusun hemoroid venalarında ve karaciğerin  arkasında bulunan bazı toplardamarlarda görülmektedir. Portal damar  sistemindeki basınç artışı, yukarıda değindiğimiz vücudun diğer  toplardamarlarına da yansır. Bunun sonucu olarak da, yani portal damar  sistemindeki basmç artışının yukarıda değindiğimiz toplardamarlara  yansımasıyla, bu damarlarda genişlemelere ve varisleşmelere yol  açmaktadır. Örneğin portal damar sistemindeki basınç artışı özofagusun  son bölümündeki toplardamarlara yansımasıyla, özofagusda mukoza  yüzeyinin altında varisler  oluşmaktadır. Bu varisler ise zaman zaman kanayabilmektedirler. Bu  kanamalar hastanın yaşamını tehlikeye sokacak boyutlara varabilmektedir.  Benzer varisler de rektumun "Hemoroid" toplardamar ağında  gelişmektedir. Karaciğerin arkasındaki bazı toplardamarlar  ise bir yandan portal damar sistemiyle bağlantı içindeyken, diğer  yandan da karın Ön duvarındaki toplardamarlarla bağlantı içindedirler.  Bu nedenle portal hipertansiyon karaciğerin arkasında bulunan  toplardamarlar aracılığıyla karın ön duvarındaki toplardamarlara  yansımaktadır. Bu durumda hastanın karın derisindeki toplardamarların  genişleyip kıvrımlarını arttırıp, belirgin bir hale geldikleri görülür.  Bu damarlar göbek deliğinden çevreye doğru ışınsal bir yayılma  gösterirler. Üu görünüme "Kaput meduza" denilmektedir. Dalaktan gelen  bir toplardamarın vena portaya birleştiğini belirtmiştik. Bu durumda  portal sistemdeki kan basıncının artışı dalağa da yansıyacak ve bu  organda kan göllenmesiyle büyümeye (splenomegali) yol açacaktır. Portal  hipertansiyon geliştiğinde, karaciğer koması  gelişme riski de artmaktadır. Portal hipertansiyonda vena portadaki kan  basıncının düşürülmesi için bu damar ile yakındaki bazı büyük  toplardamarlar arasında cerrahi girişimlerle bağlantılar  oluşturulmaktadır. Varislere karşı da cerrahi girişimler  gerekebilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;MALİN HİPERTANSİYON: &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sistolik kan basıncının 200 mm./cıva,  diastolik kan basıncının ise 140 mm/cıvanın üstünde olduğu vakalar için  "Malin hipertansiyon" deyimi kullanılır. Kan basıncının çok yüksek  değerlere ulaşmasından özellikle böbrekler, gözün retina tabakasındaki  damarlar, beyin ve kalp etkilenmektedir. Böbrek atardamarlarında  nekrozlar gelişmekte ve hasta süratle ağır bir böbrek yetmezliğine  girmektedir. Malin hipertansiyon (ağır hipertansiyon] erkeklerde 40-50  yaşları arasında daha sık gelişmektedir. Kadınlarda ise bundan yaklaşık  on yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Malin hipertansiyonun belirtileri ve  diğer yüksek tansiyon vakalarında olduğu gibi, etkilenmiş olan damar ve  organlardan kaynaklanmaktadır. Ancak bu belirtiler daha hızlı ve ağır  seyretmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tedavi görmeyen malin hipertansiyon  vakalarının yaklaşık yarısı ilk 6 ay içinde kaybedilmektedir. Diğer  yarısı ise ikinci altı ay içinde ölümle sonuçlanmaktadır. Vakaların  yaklaşık % 70′i böbrek ve kalp bozuklukları nedeni ile kaybedilirken, %  20 vaka ise beyinde gelişen damarsal bozukluklardan kaybedilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;HİPERTANSİYONA BAĞLI BAŞ AĞRISI: &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;Yüksek tansiyonun geliştiği hastalarda, damar hastalığının yerleşmeye  başladığı dönemlerde tansiyondaki küçük oynamalar,baş ağrısına neden  olmaktadır. Ağrı, başta bir ağırlık duygusu biçiminde olmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8072407760248777738-5702365206282600765?l=hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/feeds/5702365206282600765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/2010/08/hipertansiyon-hipertansiyon-belirtileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default/5702365206282600765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default/5702365206282600765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/2010/08/hipertansiyon-hipertansiyon-belirtileri.html' title='Hipertansiyon, Hipertansiyon belirtileri tedavisi nedenleri sebepleri'/><author><name>Eloxy</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8072407760248777738.post-3029599025099600614</id><published>2010-08-06T07:15:00.001-07:00</published><updated>2010-08-06T07:15:38.908-07:00</updated><title type='text'>Hipertansiyon, belirtileri, tedavisi, nedenleri, hastalığı, ilaçları</title><content type='html'>Hipertansiyon yani halk arasında söylenen şekliyle yüksek tansiyon sık rastlanan bir hastalık mıdır ?&lt;br /&gt;Toplumun % 20’sinde hipertansiyon vardır. 55 yaş üstünde ise bu oran %  50 yükselmektedir. Bu nedenle toplumun her yaş kesiminden bireyler yılda  en az bir kez tansiyon kontrolü yaptırmalıdır.&lt;br /&gt;Hipertansiyonun sebebi nedir ?&lt;br /&gt;Hipertansiyonun tek bir nedeni yoktur. Oluşum mekanizmasına göre iki tür hipertansiyon var diyebiliriz.&lt;br /&gt;1.Birincil (Esansiyel) Hipertansiyon: Hipertansiyon vakalarının %  90′ı nedeni bilinmediğinden Birincil Hipertansiyon olarak adlandırılır.  Bilinen kesin bir nedeni yoktur.&lt;br /&gt;2. İkincil Hipertansiyon:&lt;br /&gt;- Böbrek hastalığı (böbrek doku ve damarlarında bozukluk)&lt;br /&gt;- Böbreküstü bezlerinin çeşitli hastalıkları&lt;br /&gt;- Bazı ilaçlar (doğum kontrol hapları; kortizon, soğuk algınlığı ilaçları v.s)&lt;br /&gt;- Gebelik&lt;br /&gt;- Beyin tümörü veya kafa içi basıncın artması&lt;br /&gt;- Alkol kullanımı gibi çeşitli nedenlere bağlı olabilir.&lt;br /&gt;Hipertansiyonun belirtileri nelerdir ?&lt;br /&gt;Hipertansiyon çoğu zaman belirti vermez. Bu nedenle &lt;span id="more-958"&gt;&lt;/span&gt;dikkatli  olmak ve aralıklı ölçüm yaptırmak gerekir. Zaman zaman özellikle ense  kökünde zonklayıcı tarzda baş ağrısı, bulantı, kusma, burun kanaması,  uyuşukluk, yorgunluk, endişe, kulak çınlaması, bulanık görme veya  gözlerde kararma ve fazla idrar çıkarma gibi belirtiler gözlenebilir.&lt;br /&gt;Hipertansiyonun vücuda zararları nelerdir ?&lt;br /&gt;- Ateroskleroz (damar sertliği)&lt;br /&gt;- Beyin kanaması ve felç&lt;br /&gt;- Kalp krizi ve yetmezliği&lt;br /&gt;- Gözlerde görme kaybı&lt;br /&gt;- Böbrek hasarı gibi hastalıklar, kişinin yaşam kalitesini bozar ve  ömrünü kısaltır. Bu nedenle hipertansiyon önemle tedavisi gereken bir  hastalıktır.&lt;br /&gt;Kimler hipertansiyon riski altındadır ?&lt;br /&gt;Aslında herkes risk altındadır. Ancak daha fazla risk altında olanlar şunlardır:&lt;br /&gt;- Menopoz dönemindeki kadınlar&lt;br /&gt;- Ailesinde hipertansiyon olanlar&lt;br /&gt;- Yaşlılar&lt;br /&gt;- Stres altında olanlar&lt;br /&gt;- Sigara içenler&lt;br /&gt;- Diyabeti (şeker hastalığı) olanlar&lt;br /&gt;- Şişmanlar&lt;br /&gt;- Alkol kullananlar&lt;br /&gt;- Gebelik&lt;br /&gt;- Yanlış beslenme ve tuzlu diyetle beslenenler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hipertansiyon tedavi edilebilir mi ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyon tedavi edilebilir. Ancak tedavisi ömür boyu sürer.  Tedavide kullanılan tüm ilaçlar kan basıncını normale çevirir, fakat  tedavi kesilirse kan basıncı tekrar yükselir. Bu nedenle tedaviye ara  verilmemeli ve yılda en az bir kez doktora kontrole gidilmelidir. Ayrıca  düzenli beslenme, az tuz kullanımı, aşırı alkol ve kahve  kullanılmaması, düzenli egzersiz ve sigara içilmemesi de tedavinin bir  parçası olarak kabul edilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8072407760248777738-3029599025099600614?l=hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/feeds/3029599025099600614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/2010/08/hipertansiyon-belirtileri-tedavisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default/3029599025099600614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default/3029599025099600614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/2010/08/hipertansiyon-belirtileri-tedavisi.html' title='Hipertansiyon, belirtileri, tedavisi, nedenleri, hastalığı, ilaçları'/><author><name>Eloxy</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8072407760248777738.post-4313331127631430456</id><published>2010-08-06T07:14:00.000-07:00</published><updated>2010-08-06T07:14:01.257-07:00</updated><title type='text'>Hipertansiyonun belirtileri</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon sinsi bir seyir izler yani hiçbir belirti yoktur. Bu hastalarda hipertansiyon tanısı sadece kan basıncı ölçümü ile mümkündür. Bu nedenle hipertansif olmasa bile tüm hastalar yılda en az 1-2 kez kan basıncını ölçtürmelidir. Hipertansiyon ‘sessiz katil’ olarak da isimlendirilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyonun başlıca belirtileri baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, yorgunluk, burun kanaması, kulaklarda çınlama,&amp;nbsp; yürüme ve merdiven çıkmada zorlanma, bazen çok sık idrara çıkma, gece uykudan uyanıp idrar yapma ve bacaklarda şişliktir. Kan basıncının çok yükseldiği durumlarda çift görme, dilde peltekleşme, yüzde veya vücutta karıncalanma olabilir. Bu belirtilerin hiçbirisi hipertansiyona özgü değildir, başka hastalıklarda da izlenebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyon vücuda zarar vermişse bu zarara ilişkin belirtiler ortaya çıkabilir. Örneğin gözü etkilemişse görme kaybı, kalp damarlarını etkilemişse göğüs ağrısı izlenebilir. Kalp yetmezliği gelişmişse hasta sırt üstü yatamaz, 2-3 yastık kullanmak zorunda kalabilir. Bu belirtilerin ortaya çıkması için genellikle uzun bir süre geçmesi ve hastanın yeterli tedavi olmaması gereklidir. Gerekli tedavi yapılmazsa, bu belirtilerin ortaya çıkması daha hızlı olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="" name="4"&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyonun tanımı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyon, kan basıncının normalden yüksek olmasıdır. Genel olarak sistolik kan basıncının (büyük tansiyon) 140 mm Hg (14 cm Hg) ve diyastolik kan basıncının (küçük tansiyon) 90 mm Hg’dan (9 cm Hg) yüksek olması hipertansiyon olarak kabul edilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="" name="5"&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyonun vücuda yaptığı zararlar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;İnsan vücudunda tüm organ ve dokuları besleyen damarlar bulunur. Evimizde mutfağımızda musluğumuza suyu taşıyan su borularındaki gibi bir basınç tüm damarlarda mevcuttur. Su borularında basınç artışının tıkanma ve patlamalara yol açması gibi, hipertansiyon da damarlarda patlamalara ve tıkanmalara yol açar. Tüm organ ve dokular damarlarla beslendiği için hipertansiyon tüm vücudu etkileyebilir. Hipertansiyondan en çok etkilenen organlar kalp, beyin, böbrekler, atardamarlar ve gözlerdir. Hipertansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açabilir. Hipertansiyonun vücuda yaptığı başlıca zararlar aşağıda özetlenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;1.Kalp yetmezliği, kalp büyümesi, kalbi besleyen damarlarda daralma , kalbi besleyen damarlarda tıkanmaya bağlı gangren (kalp krizi), kalp atışlarında düzensizlik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;2.Beyin damarlarında kanama, daralma, tıkanma ve yırtılma, felç, konuşma bozukluğu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;3.Böbrek yetmezliği, böbrek işlevlerinde bozulma. Kanda üre gibi zararlı maddeler birikir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;4.Gözü besleyen damarlarda daralma ve kanamalara bağlı görmede azalma ve körlük.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;5.Bütün damarlarda genişleme, bu genişlemelerin yırtılması, kalınlaşma, daralma, yağ tabakası oluşması ve tıkanma.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyonun vücuda yaptığı bu zararlar hastaların moralini bozmamalıdır. Hipertansiyon tedavi edilebilir bir hastalıktır, doğru ve yeterli tedavi ile bu zararlar önlenebilir veya minimuma indirilebilir. Hipertansiyon zamanında teşhis edilip, uygun şekilde tedavi edilirse yukarıda sayılan hastalıklar ve bunlara bağlı ölümler önlenebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="" name="6"&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyonun nedenleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyonun nedeni % 90-95 hastada bilinmemektedir (primer hipertansiyon, esansiyel hipertansiyon), yani hipertansiyon bilinen bir hastalığa bağlı değildir. Yüzde 5-10 hastada ise hipertansiyon başka bir hastalığa bağlıdır (sekonder hipertansiyon). Hipertansiyona yol açan hastalıkların önemli kısmı böbrek kaynaklıdır. Hormonal hastalıklar ise önemli diğer bir grubu oluşturmaktadır. Bu hastalıkların önemli bir kısmının tedavi edilebilir nitelikte olması, hastalıkların tedavisi ile de hipertansiyonun kalıcı tedavisinin mümkün olması her hastanın sekonder hipertansiyon açısından değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Sekonder hipertansiyon nedenleri aşağıda belirtilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;1. Böbrek hastalıkları&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;2. Böbrek atardamarında daralma&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;3. Hormonal nedenler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;4. Sinirsel nedenler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;5. Diğer nedenler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="" name="7"&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyon gelişiminde tuzun ve böbreklerin önemi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyon gelişiminde tuzun (sodyum klorür, NaCl) çok büyük önemi vardır. Bazı insanlarda böbreğin tuz atma kapasitesi sınırlı olabilir ve gereğinden fazla tuz alınması hipertansiyonun ortaya çıkmasına veya hipertansiyonun tedavisinde başarısızlığa yol açabilir. Gerek hayvan deneyleri gerekse insanlar üzerinde yapılan çalışmalar hipertansiyon gelişiminde tuzun rolünü ispatlamıştır. Bu çalışmalardan bazılarının sonuçları aşağıdadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;1.Toplumların çoğunda tuz tüketimi ile ortalama kan basıncı ve hipertansiyon sıklığı arasında yakın bir ilişki vardır yani fazla tuz tüketen toplumlarda hipertansiyon sıklığı artmıştır&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;2.Çok az tuz tüketen toplumlarda ortalama kan basıncı daha düşüktür ve hipertansiyona daha az rastlanır&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;3.Genetik yatkınlığı olan hayvanlara tuz verilirse kısa sürede hipertansiyon gelişmektedir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;4.Kısa süre fazla tuz verilen kan basıncı normal insanlarda kan basıncı yükselir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;5.Çoğu insanda tuz kısıtlaması (günde 5-6 gram) kan basıncını düşürmektedir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;6.Fazla tuz alımı hipertansiyona yol açan birçok mekanizmayı uyarır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Çevremizde tuz adı altında çok madde vardır. Hipertansiyon için önemli olan tuz sodyum klorür, yani sofra tuzudur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Böbreklerin hipertansiyon gelişimindeki rolü çok önemlidir. Hipertansiyonu olan bir hastada % 5 olasılıkla bir böbrek hastalığı vardır. Bu nedenle tüm hipertansif hastalar böbrek hastalıkları yönünden incelenmelidir. Bu amaçla basit bir idrar incelemesi bile çoğu zaman yeterlidir. Hipertansiyonu olan bir hastada böbrek hastalığının saptanması, böbrek hastalığının erken tanısına ve tedavisine de olanak sağlar. Zaten böbrek hastalığına bağlı bir hipertansiyon söz konusu ise böbrek hastalığı tedavi edilmeden hipertansiyonun kontrol altına alınması çok zordur. Bazı durumlarda hipertansiyon da böbrek hastalığına yol açabilir; hipertansiyon mu önce, böbrek hastalığı mı önce bunu ayırmak zor olabilir. Bu durum aynen tavuk mu önce yumurta mı önce ayırımı gibi karmaşık bir hal alabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="" name="8"&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span&gt;Kardiyovasküler risk faktörleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini artıran faktörlere kardiyovasküler risk faktörleri ismi verilir. Hipertansif hastalarda kardiyovasküler risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve mümkünse değiştirilmesi tedavinin temel noktalarından birisidir. Hipertansif hastalarda hipertansiyon dışındaki kardiyovasküler risk faktörlerine de sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörlerinin düzeltilmesi ile kardiyovasküler kalıcı hasar ve ölüm riski kesin olarak azaltılır. Günümüzde hipertansiyon tanım ve sınıflandırmasında da kardiyovasküler risk faktörlerinin önemi giderek artmaktadır. Aşağıda kardiyovasküler risk faktörleri özetlenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="" name="9"&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyon tedavisi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyon tedavisinin başarılı olması için sağlıklı bir hasta-hekim ilişkisi kurulmalıdır. Tedavinin başarıya ulaşması için&amp;nbsp; hastalığın kabullenilmesi gerekir. Hipertansif hastalar hipertansiyonlarının farkında oldukları için sevinmelidirler. Tedavinin başarılı olmasında eğitimin önemi büyüktür.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyon tedavisinde temel amaç kalıcı hasar ve ölüm riskini azaltmak ve hastanın kendini daha iyi hissetmesini sağlamaktır. Öncelikle yapılması gereken mevcut olan diğer kardiyovasküler risk faktörlerini düzeltmektir. Hastada yüksek tansiyona bağlı organ yetmezliği varsa tedavi edilmelidir. Hipertansiyonun nedeni bilinen bir hastalık ise o hastalık tedavi edilmelidir. Hipertansiyonun nedeni saptanamaz ise yani hastada primer hipertansiyon varsa hastaların yaşam düzeni değiştirilmeli ve ilaç kullanılmalıdır. Yaşam düzeninin değiştirilmesi (ilaç dışı tedaviler, ilaçsız tedavi) kesinlikle ihmal edilmemelidir. Yaşam düzeninin değiştirilmesine uyulmazsa ilaç kullanılsa bile tedavi başarısız olur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Hipertansiyon tedavisinde başarısızlık çok sık karşılaşılan bir durumdur. Tedavide başarısızlık oranının yüksek olmasının nedeni hipertansiyonun hiçbir belirtisinin olmaması (sessiz katil) ve hastalığın hastalar tarafından ciddiye alınmamasıdır. Hipertansiyon tedavisinin başarıya ulaşmasında hastanın sorumluluğu hekimden daha fazladır. Sorumluluklarını yerine getirmeyen hastanın doktor doktor dolaşmasının kendisine yararı yoktur, ancak özel laboratuvar ve doktorlara ekonomik yararı olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="" name="10"&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span&gt;İlaçsız tedavi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;İlaçsız tedavi yani yaşam düzeninin değiştirilmesi kan basıncı yüksekliğini kontrol etmenin yanısıra hipertansiyonunun önlenmesinde de yararlıdır. Hipertansif hastalara önerilen ilaç dışındaki tedavilerin çoğu sağlıklı yaşam için normal bireylerde de geçerlidir. Hastalar ilaçsız tedaviyi kesinlikle ihmal etmemelidir. Şişmanlık, şeker hastalığı veya yağ metabolizması bozukluğu olan hastalarda yaşam düzeninin değiştirilmesinin önemi daha da artar. Yaşam düzeninin değiştirilmesi hipertansiyonu tek başına kontrol edebileceği gibi ilaç gereken durumlarda ilaç dozunun azaltılmasına da olanak sağlar. Yaşam düzeninin değiştirilmesindeki temel noktalar aşağıda özetlenmiştir:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;1.Tuz alınımının kısıtlanması&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;2.Hastanın ideal kiloya getirilmesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;3.Fiziksel aktivitenin artırılması&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;4.Sigaranın terkedilmesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;5.Aşırı alkolün önlenmesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;6.Diyetle doymuş yağ ve kolesterol alımının sınırlandırılması&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;7.Diğer tedaviler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="" name="11"&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span&gt;İlaçla tedavi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan ilaçların bazı özellikleri ortaktır. Tüm tansiyon düşürücü ilaçlar aynı derecede etkilidir. Genel olarak tansiyon ilaçları hem büyük hem küçük tansiyonu ortalama % 4-8 düşürür. Birçok hastada A ilacı B ilacından daha etkilidir, güçlüdür. Daha etkili ve güçlü olduğu için A ilacını daha sonra kullanmak istiyorum şeklindeki düşünce kesinlikle yanlıştır, böyle bir genelleme yapılamaz. Ancak hastalar bazı ilaçlara daha duyarlı olabilirler. Örneğin Ayşe Hanım’ın yüksek tansiyonu için verilen A ilacı etkisiz olunca B ilacına geçildi, B ilacı ile yüksek tansiyon kontrol altına alındı. Ancak Mehmet Bey’de ise tam tersi yaşandı yani verilen B ilacı etkisiz olunca A ilacına geçildi, A ilacı ile yüksek tansiyon kontrol altına alındı. Bir hastada hangi ilacın daha etkili olacağını önceden anlamak çoğu zaman mümkün değildir. İlaç seçiminde hastada mevcut olan diğer risk faktörleri ve hastalıklar değerlendirilmelidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Tedaviye genellikle tek ilaçla başlanır. İlaçların çoğunun etkisi 1-2 saatte başlar, 4-6 saate maksimum değere ulaşır ve 12-24 saatte sona erer. Bir ilacın etkinliğinin tam olarak ortaya çıkması için genellikle 2-3 hafta geçmesi gerekir (sabırsız olmayın). Genel olarak bu ilaçların antihipertansif etkinlikleri birbirine benzer ve hastaların yaklaşık % 5-10’u verilen her ilacı yan etkisi nedeni ile bırakmak zorunda kalır. Tedaviye ikinci bir ilaç eklenmesi söz konusu ise uygun kombinasyon seçilmelidir. Tedaviye tek ilaçla başlanmış ise tedavi değiştirilmeden (ciddi yan etki yok ise) önce 4-6 hafta beklenmelidir (sabırlı olmaya devam). Tedavi değişikliği doz artırımı veya ikinci ilaç eklenmesi şeklinde olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Tansiyon ilaçlarının kan basıncını düşürücü etkileri ve güçleri birbirine benzer. İlaçların etki mekanizması, yan etkisi, doz miktarı, günlük doz sayısı gibi özellikleri ise birbirinden farklıdır. İlaçlara bağlı değişik yan etkiler (öksürük, bacaklarda şişme...) ortaya çıkabilir ancak bunları hemen ilaca bağlamak doğru değildir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;İlaçlar hakkında ilaç kutusunun içinde bulunan prospektüslerden de bilgi edinilebilir ancak prospektüsler bazen anlaşılması güç olmakta ve hastanın kafasında karışıklığa yol açmaktadırlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;İlaçların prospektüsünü mutlaka okuyunuz, ilaçlarınızın olası yan etkilerini öğreniniz, anlamadığınız bölümleri doktor veya eczacıya sorunuz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;&lt;span&gt;İlaç seçimi kesinlikle bir doktor tarafından yapılmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="" name="12"&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span&gt;Tedavide hedefler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Antihipertansif tedavi ile kan basıncı düşürüldükçe kardiyovasküler risk doğru orantılı olarak azalmaktadır. &lt;b&gt;Kan basıncı kesinlikle 140/90 mm Hg’nın altına düşürülmeli ve bu düzeyde tutulmalıdır. &lt;/b&gt;Kan basıncı 140/85 mm Hg’ya indirilebilir ancak daha fazla düşürülmesinin yararı belirsizdir. Kan basıncı 180/110 mm Hg olan bir hastanın kan basıncının 160/90 mm Hg’ya indirilmesi kalıcı hasar ve ölüm riskini azaltır ancak yeterli değildir. Pratikte yetersiz kan basıncı tedavisi çok karşılaşılan bir sorundur. Ne yazık ki yetersiz kan basıncı kontrolü gerek hekim gerek hasta tarafından çoğu kez sorun kabul edilmemektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Hastanın sorumluluklarını yerine getirmesi ve sağlıklı bir hasta-hekim ilişkisi kurulmasına karşın ender olarak kan basıncı istenilen düzeylere indirilemez, ancak kan basıncında 5-10 mm Hg’lık bir düşme sağlanması bile hasta için kazançtır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="" name="13"&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span&gt;Beyaz Önlük Hipertansiyonu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;Hastaların bir kısmında sadece hastane koşullarında kan basıncının yükseldiği uzun yıllardan beri bilinmektedir. Bu durum Beyaz önlük hipertansiyonu&amp;nbsp; kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. &lt;b&gt;Beyaz Önlük Hipertansiyonu&lt;/b&gt;, hekim veya hekim dışı sağlık personelinin bulunduğu ortamda kan basıncının &lt;b&gt;yükselmesi&lt;/b&gt;, buna karşın ev koşullarında yapılan kan basıncı ölçümlerinin &lt;b&gt;normal&lt;/b&gt; olması şeklinde tanımlanabilir. Beyaz önlük etkisi nedeni ile hastane, sağlık ocağı veya muayenehanede ilk ve tek ölçümle kan basıncının yüksek saptandığı durumlarda hipertansiyon tanısı koymaktan kaçınılmalıdır. Nedeni bilinmemektedir. Günümüzdeki bilgilerle Beyaz önlük hipertansiyonunun&amp;nbsp; tedavisine gerek yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="" name="14"&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span&gt;Hastalara öneriler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;1.Hastalar kendi kan basınçlarını ölçmeyi öğrenmeli ve olanakları varsa bir tansiyon aleti ve steteskop almalıdırlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;2.Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur gibi sağlık sigorta güvencesi olanlar eğer hastalıklarını belirtir bir heyet raporu alırlarsa ilaçlarına hiçbir ücret ödemezler. Bu konuda doktorları yardımcı olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;3.Hastalar ölçtükleri kan basıncı değerlerini kaydetmeyi alışkanlık haline getirmelidir. Kan basıncı değerlerinin kaydedildiği form doktora giderken evde, iş yerinde... unutulmamalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;4.Bir seyahate giderken sağlık karnenizi, heyet raporlarınızı, ilaçlarınızı yanınıza almayı unutmayınız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;5.Muayeneye gideceğiniz gün ilacınızı mutlaka içiniz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma;"&gt;&lt;span&gt;6.Doktora giderken şahsınıza ait tüm tıbbi dökümanları (filmler, tahlil sonuçları, hastane dosyası, kullandığınız ilaçların kutusu...) mutlaka yanınıza alınız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8072407760248777738-4313331127631430456?l=hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/feeds/4313331127631430456/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/2010/08/hipertansiyonun-belirtileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default/4313331127631430456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default/4313331127631430456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/2010/08/hipertansiyonun-belirtileri.html' title='Hipertansiyonun belirtileri'/><author><name>Eloxy</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8072407760248777738.post-5368299693721646997</id><published>2010-08-06T07:08:00.001-07:00</published><updated>2010-08-06T07:08:34.770-07:00</updated><title type='text'>Hipertansiyon Belirtileri Yüksek Tansiyon</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt;Hipertansiyon Belirtileri, Yüksek Tansiyon Belirtileri&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Gençlerde, Çocuklarda, Yetişkinlerde Hiper Tansiyon&lt;br /&gt;Şimdi  de, yüksek tansiyonun, hastayı ilk rahatsız eden ve bir doktora  gitmesine yol açan belirtilerinden söz edelim. Biliyoruz ki, henüz aşırı  boyutlara ulaşmamış bir yüksek tansiyonun belirtisi yoktur. İşte bu  nedenle, doktorlar hastalarının kendilerine geliş sebebi ne olursa olsun  tansiyonlarını da mutlaka ölçerler. Zira bu ölçüm, başka hastalıkların  tedavisi için alınacak önlemler açısından da önem taşır.Hipertansiyonun  görülebilecek belirtileri içinde en önemlisi, sabahları yataktan  kalkarken başın arkasından enseye doğru uzanan ancak kısa bir süre sonra  geçen baş ağrılarıdır. Böyle bir ağrının başka nedenleri de olabilir.  Ama hemen her gün bu tür bir ağrıyla uyanıyorsanız ve ağrının şiddeti  giderek artıyorsa, doktorunuza hemen gitmeniz için önemli bir sebebiniz  var demektir. Ama şunu da unutmayın: Pek çok baş ağrısının nedeni, telaş  ve üzüntüdür. Tansiyonunuz son derece normal olduğu halde, kendinizi  tansiyon hastası olarak görmeye başlarsanız, başınız mutlaka  ağrıyacaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Burada,  "migren" dediğimiz başağrısı türünden de kısaca söz etmekte yarar var.  Yüksek tansiyon, migrenin nedenleri arasında değildir. Ancak ikisinde de  koşullar aynı olduğundan, bazı kişilerde hem migren, hem de yüksek  tansiyon bulunabilir. Eğer hastada yüksek tansiyon olduğu halde teşhis  edilememişse, ya da tedavisi gerektiği gibi yapılmıyorsa migren ağrıları  da daha sık ve daha şiddetli görülür. Baş dönmesi, yüksek tansiyonun az  rastlanan belirtilerinden biridir. Sebebi belirlenemeyen halsizlikler,  tatilde ve işten uzak ortamlarda bile duyulan yorgunluk hisleri ise çok  daha sık rastlanan tansiyon belirtileridir. Eğer hastanın tansiyonu  oldukça aşırı bir düzeye yükselmişse, görme bozuklukları meydana  gelebilir. Gelişmiş tedavi yöntemleri nedeniyle, hasta ihmalci davranıp  doktora gitmemezlik etmediği takdirde körlük söz konusu değildir. Ancak,  eğer tedavi geciktirilir ya da gerektiği gibi yapılmazsa o zaman  tehlike büyür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyonun birçok belirtisi, muhtelif  organlarımız üzerindeki aşırı basınçtan kaynaklanır. Kalbin aşırı bir  biçimde çalışmak zorunda kalması, kalp yetmezliğine ve soluk alamamaya  neden olabilir. Bu durum ilk zamanlarda, kısa bir yürüyüşten sonra fazla  yorulmak şeklinde kendini gösterir. Eğer tedavi ihmal edilirse gelişir  ve sonuçta soluk alamamaya kadar gider. Bazen, gece üstüste gelen  nefessizlik nöbetleri görülebilir. Kalbi besleyen atardamarların  atheromasında, bu damarlar büyük ölçüde daralır. Yüksek tansiyon  hastaları için sözkonusu tehlike daha da büyüktür. Kanla yeterince  beslenemeyen kalp, bir de hipertansiyonun etkisiyle aşırı çalışmak  zorunda kalınca, tıp dilinde "angına pectoris" dediğimiz, şiddetli göğüs  ağrıları ortaya çıkar. Göğüs kafesinin ortasında hissedilen bu ağrı,  soluksuz kalma gibi, önceleri, hafif yorgunluklardan sonra kendini  gösterir. Zamanla en ufak bir hareket sonucu ortaya çıkar ve hasta,  ağrısı geçinceye kadar yerinden kımıldayamaz. Eğer bir kalp atardamarı  tamamen tıkanmışsa, "Thrombosis" dediğimiz durum ortaya çıkar. O zaman,  ağrı dinlenme anında bile hissedilir ve "angina pectoris"e oranla çok  daha şiddetlidir. Kalp atardamarlarından birinin bu şekilde tıkanması,  halk arasında "kalp krizi" diye adlandırılan rahatsızlığa yol açar.  Böbrek hastalıklarının kimi zaman yüksek tansi­yona neden olduğunu daha  önce belirtmiştik. Bunun tersi de doğrudur ve çok uzun süreli yüksek  tansi­yon dönemi sonunda, böbrekler etkilenir. Hasta, ön­celeri her gece  bir kez, sonraları çok daha sık uyanarak tuvalete gitme gereksinimi  duyar. Çok ça­buk susar. Eğer, böbreklerdeki tahribat daha da  şid­detlenirse, iştah ve enerjisini yitirir, sürekli halsiz ve yorgun  olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek tansiyonlu insanlar, kalp damarlarının tı­kanma  tehlikesiyle karşı karşıya oldukları kadar, bey­ne giden damarların  tıkanması tehlikesinden de çe­kinirler. Ansızın ortaya çıkan bu  tehlikenin ilk belir­tisi vücudun bir yanındaki kolun ya da bacağın  kımıldayamaması, bu arada kişinin konuşma yeteneğini de yitirmesidir.  Beynin tıkanan damardan etkilenen yöresine bağlı olmak üzere, hasta  bilincini de yitirip komaya girebilir. Böyle bir durumda hastanın  kurtul­ma şansı, çok değişik faktörlere bağlıdır. Birçok has­ta, zamanla  iyileşme gösterebilir. Tamamen iyileşenlerin sayısı ise çok azdır.  Hipertansiyon tedavisinin bilinçli bir şekilde yapılması, ikinci bir şok  ola­sılığını azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek tansiyonun beyin üzerindeki en  büyük tehlikesi ise apopleksi denilen beyin kanamasıdır. Hastanın  beynine giden bir atardamar çatlar, kan do­kunun üzerine yayılarak  beynin bir bölümünü tahrip eder. Hasta derhal komaya girer. Kurtulma  şansı çok azdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek tansiyonla ilgili en büyük tehlikeleri  böy­lece sıraladıktan sonra çok önemli bir noktaya dik­katlerinizi  çekmek istiyoruz. Yukarıda belirttiğimiz son iki tehlike, çok ender  görülen olaylardır. Asla unutmamak gerekir ki, hipertansiyon  hastalarının çok büyük bir bölümünde, hastalık hemen hiç belirti  gös­termeyecek biçimde seyreder ve hasta bu iki tehli­keden hayli  uzaktadır. Ancak, tedavilerin mutlaka ve düzenli şekilde yapılması  gerektiği, doktorun tüm önerilerini yerine getirmenin yararı da  unutulma­malıdır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8072407760248777738-5368299693721646997?l=hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/feeds/5368299693721646997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/2010/08/hipertansiyon-belirtileri-yuksek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default/5368299693721646997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8072407760248777738/posts/default/5368299693721646997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hipertansiyonbelirtileri.blogspot.com/2010/08/hipertansiyon-belirtileri-yuksek.html' title='Hipertansiyon Belirtileri Yüksek Tansiyon'/><author><name>Eloxy</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
